|
|
|||
| Üç Aylık Mimarlık Kültürü Dergisi | |||
| editörden | içindekiler | dosya sunuşu | english summaries | Dizin | | |||
|
Sayı 12-Yaz 2004
İstanbul'da Kentsel Dönüşüm ve KatılımMarmara depreminin üzerinden beş yıl geçti, acılarımız henüz taze. Yakınlarını kaybedenlerin, evlerini, işlerini kaybedenlerin feryatları hâlâ kulaklarımızda. Oysa bugün Yalova'da en çok can kaybının yaşandığı bölgelerden Hacı Mehmet ovası, belediyenin gayretleriyle yapılaşmaya açılıyor. Depremin birinci yılında Yalova'da yaptığımız toplantıyı hatırlıyorum. Deprem öncesinin hatalı kararlarından birisi olarak Hacı Mehmet ovasının yapılaşmaya açılması gösteriliyordu. Arazinin jeolojik yapısının uygun olmaması nedeniyle böyle bir kararın alınmasının yanlışlığı vurgulanıyordu. Ne yazık ki bu kararın sorumlusu bulunamadı. Teknik elemanlar, verilen imar durumuna ve mevcut yönetmeliklere göre hareket ettiklerini; Yalova Belediyesi, hazırlanan planların Ankara'dan onaylandığı söylüyordu. Zaten "her türlü araziye teknik olarak yapı yapmak mümkündü!" Toplantımızdan kısa bir süre sonra iki katlı olmak şartıyla yine aynı bölgenin imarına izin verildi. Mimarlar Odası olarak karşı çıkıldığını, bu iznin kısa bir sürede çok katlıya dönüştürüleceği uyarısının yapıldığını hatırlıyorum. 30 Mayıs 2004 tarihli bir gazete haberinde Yalova Belediyesi'nin öncülüğünde bölgede dört katlı konutlardan oluşan bir yapılaşmaya gidileceğinden bahsedilmektedir. Herhalde teknolojinin ve yeni yönetmeliklerin, yapılaşmaya uygun olmayan arazinin eksikliklerini kapatacağını düşünüyor olmalılar. İstanbul hâlâ korkuyla depremini beklemektedir. Henüz sayısını ve yapısal durumunu tam olarak saptayamadığımız, olası depremde görebileceği hasarı tahmin edebileceğimiz sıhhatsiz bir yapılaşmayla karşı karşıyayız. Paylaşıldığı kadarıyla bildiğimiz, izlediğimiz uygulamalar bizleri endişeye sevk etmektedir. Endişelerimizden biri, böylesi büyük ölçekli yapılaşma ve dönüşüm kararlarının oluşum süreçlerinde ne yazık ki aylarca çalışılarak üretilmiş İstanbul Deprem Master Planı'nın hazırlayıcılarının olmayışı; planın tartışılması ve hayata geçirilmesi yönünde başta meslek örgütleri olmak üzere değişik düzlemlerde sürdürülebilecek bilimsel tartışmaların, katkı derlemelerinin değil; olağanüstü büyük kaynaklar aktarabilecek gayrimenkul yatırımcılarının mali öncelikleriyle ve yönlendirmeleriyle oluşan karar oluşturma süreçlerinin etkin olmasıdır. Bu gelişmeye bağlı olarak bir diğer endişemiz de İstanbul gibi çok kültürlü, çok katmanlı bir kent dokusunun, tamamen boşaltılması ve yeniden imarıdır. Başbakanın ağzından, binlerce kişinin yaşayacağı uydu kentlerin yapılacağı, buralara İstanbul halkının taşınacağı ve boşaltılan yerlerin yeniden ve "sağlıklı" bir şekilde yapılandırılacağı söyleniyorsa, bunu ciddiye almamız gerekmektedir. Kentler zaman içerisinde değişik nedenlerle dönüşüm geçirir. İstanbul için başat neden deprem olmasına rağmen tek neden değildir, olmamalıdır. Sadece tarihî yapıların oluşturduğu bölgelerin değil, acil barınma ve rant tutkusuyla üretilmiş kişiliksiz ve sıhhatsiz yapı stokunun oluşturduğu bölgelerin semt ve bölge ölçeğinde yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Dönüşümün, bölgenin insanlarıyla birlikte, onlar için yapıldığının farkında olunarak yapılması gereğinin altını çizmeliyiz. Tasarımcılar olarak bizlerden planlamayla birlikte böylesi bir katılımın nasıl olması gerektiği konusunda da yaratıcı olmamız beklenebilir. Bunun örneklerini değişik ülkelerde izliyoruz. Ne yazık ki ülkemizde bu alandaki çalışmalar oldukça sınırlı. Bu sayımızda yer verdiğimiz çalışmaların da katkısıyla tartışmanın sürdürülmesini diliyoruz. *** Yeni yayın dönemimizde Yayın Kurulumuzdaki bazı değişiklikleri aktarmak istiyorum. Havva Kanbur ve Hakan Dölgen bu dönem Danışma Kurulumuzda yer alacaklar, kendilerine katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Danışma Kurulu üyemiz Günhan Danışman, bu dönem Yayın Kurulumuzda bizlerle birlikte olacak. H. Bülend Tuna |
||